ölümmü daha zor ayrılık mı
"Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan birşey gibi kalbimi sıkıp, parmaklarımı kanatarak, kırasıya, çıldırasıya...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana. Fakat neyleyim saçlarım dolanmış, ölmekte olanın parmaklarına başımı kurtarmam kabil değil. Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak... Sen yürümelisin beni bırakarak..." (Nazım Hikmet / Bir Ayrılış Hikayesi)
Bir yazarın, yitirilmiş bir sevdalının ardından veda mektubu yazması ne zordur.
Hem de ayrılığın komasındayken henüz...
Hep en yakın durmak istediğine, ansızın en uzak düşmenin kahredici sızısıyla...
Bir hayatı, bir kaderi paylaştığı insandan, 3.tekil şahıs olarak ve di'li geçmiş'le bahsetmeye alıştırarak kalemini...
Biten bir yazın ardından sonbaharla göçenlere beyhude ağıtlar yakarak, ateşten satırlar döküvermek bir "köşe"ye ne zordur.
Ne zordur yazarın, "kalbini avuçlarında sıkıp, parmaklarını kanatması" ve kendini özlem dolu birkaç cümleyle avutması...
Bir mahzun cenazede koyu renk yakalarda bir çiçek gibi gülümseyen yüzün, az sonra omuzlanacak tahta bir kutunun içinde sessiz yattığına inanamıyor insan... Resimle gerçek arasındaki uyumsuzluğa kahroluyor.
Böyle durumlarda hayatın içindeki o amansız şiddete şaşıyorum.
Yaşamın, böylesine sevdalara doyasıya bir vedalaşmayı bile çok gören hoyratlığı karşısında tüylerim ürperiyor. Bu yazgının karşısındaki çaresizliğimize lanet ediyorum. Susturulacak yüreklerin, ödenecek diyetlerin piyangosunun, nerelerde, hangi kıstaslarda çekildiğine akıl erdiremeden, biçare isyan ediyorum.
Böyle günlerde en çok da hayatın, hiç birşey yokmuşçasına, duyarsız akıp gitmesinden yaralanıyorum.
Çünkü biliyorum ki, ölüm ayrılık olduğu kadar, ayrılık da ölümdür.
Her giden, bir koca parça götürür bizlerden...
Bir geceyarısı ansızın bastıran özlem nöbetlerinde bitkin düşeriz.
Bazen bir şarkı, bazen bir fotoğrafla çıkıp geliveren anılar bırakmaz yakamızı... ille hatıralar tutunur belleğimize...unutursak eksiliriz.
Giden yalnızca bir sıcak beden değil, bir ortak mazidir aynı zamanda; sonbaharla yitirdiğimiz gençliğimizdir giden; yaşamdır.
Gidenin ardından ıssız bir çöle dönen hayatın bahçesinde yeniden sevgiyle dolu erguvanlar büyütmek zordur.
Ve zordur bir yazarın "geri gelmeyeceğini bile bile", giden sevgilinin ardısıra sevda mektupları yazması...
Oysa Nazım'ın şiiri ne de kolay biter:
"Kadın sustu.
Sarıldılar.
Bir kitap düştü yere.
Kapandı bir pencere
Ayrıldılar."
*EN tatlı kadın dahi acıdır. (F. W. Nietzsche)
* Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır. (Victor Hugo)
- Değirmen ve kadın durmadan bir şeyler ister. (Guazzo)
* Kadınlar sevmedikleri adama hiç acımazlar. (Juvenal)
metildam 2 years ago