Alert icon
We're changing our privacy policy. This stuff matters.  Learn more  Dismiss

Bediuzzaman Ve Şeyh Said 3/5

Loading...

Sign in or sign up now!
Alert icon
Upgrade to the latest Flash Player for improved playback performance. Upgrade now or more info.
4,806
Loading...
Alert icon
Sign in or sign up now!
Alert icon
Ratings have been disabled for this video.

Uploaded by on Mar 13, 2010

"Arkamızdan ağlayıp da zalimleri sevindirmeyin. Kıyamımızı iyi anlayın ve bizden sonrakilere anlatın." (şeyh said)
Şeyh Said hazırlığını yapar ve evden çıkacağı zaman hanımı ona şöyle der:

Sen bizi kime bırakıp gidiyorsun. Bu soru karşısında Şeyh Said tarihi cevabını şöyle verir:

- Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine bu kafirlere karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyinden daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bu kafirlere karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi; Ey Said Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allahın emirlerini ayaklar altına almışlar.

Evet ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!

Kardeşi Bahaddin ise Ona şöyle der: Abi sen biliyorsun halkımız bilgi yönünden pek gelişkin değil. Sen başaramazsın.

Şeyh Saidin cevabı takdire şayandır.

- Bahaddin, Bahaddin! Hiç merak etme ben Amedde asılacağım, sen de Kuranın üzerinde şehit düşeceksin.

Bediüzzaman 23 Mart 1960 yılında Hak'kın rahmetine kavuşana kadar bütün ömrünü insanları Allah'a imana ve Kur'an ahlakını yaşamaya davet ederek geçmiştir. Bu uğurda çok fazla eziyet görmüş, ancak o yaşadığı hayattan her zaman razı olmuş ve her geçen gün Allah'a daha büyük bir sevgiyle bağlanmıştır. Bediüzzaman'ın hayatını yakından bilmek ve öğrenmek, Allah'a olan derin sevginin insana nasıl bir ahlak kazandırdığını görebilmek için çok önemli bir fırsattır. Bu nedenle her Müslüman Üstad'ın yaşamını bilmeli ve verdiği mücadeleyi öğrenmelidir.
Medrese-i Yusufiye yılları

Üstad Eskişehir hapishanesinde kaldığı süre içinde burayı medreseye çevirmiş ve adına da Medrese-i Yusufiye demiştir. Bu şerefli ayların sona erdiği 1936 yılında ise onu gene serbest bırakmamışlar ve Kastamonu'da gözaltında tutmuşlardır. Burada hem Said Nursi, hem de talebeleri yakın takibe alınmış ve her yaptıkları Ankara'ya bilgi olarak ulaştırılmıştır. Üstad burada üç ay karakolda, sekiz sene de karakolun karşısındaki bir evde göz hapsinde tutulmuştur. Buradan sık sık talebeleriyle mektuplaşmıştır. Bu mektuplar elden ele, ilden ile dolaşmış, hatta özel olarak bu işle görevlendirilmiş Nur postacıları türemiştir. Ancak 31 Ağustos 1943 günü polis baskını yeniden tekrarlanmış ve evinde bulunan ilmi, imani ve ahlaki konular içeren bu mektuplar, dolayısıyla Üstad, yeniden tevkif edilmiştir. Bu sefer de Çankırı yoluyla Ankara'ya getirilmiş ve buradan Denizli hapishanesine sevkedilmiştir. Farklı yerlerden getirilen 126 Nur talebesi de aynı günlerde tevkif edilmiştir. Burada talebelerine sürekli moral veren ve onların imanını ayakta tutmaya gayret eden Üstad, Denizli'de iki ay kaldıktan sonra Emirdağ'da kalmaya mecbur edilir. Mahkeme eserlerini inceleyerek kanuna aykırı hiçbir yön bulunmadığını beyan etmiş olduğu halde gene de kendisini özgür bırakmamışlardır. Ayrıca evinin önünde gece gündüz gelen gideni kontrol eden bir polis yerleştirmişlerdir.

1948 yılında Üstad yine talebeleriyle birlikte alınmış ve Afyon hapishanesine götürülmüştür. Burada Bediüzzaman yaşı çok ilerlemiş olmasına rağmen, çok soğuk ve rutubetli bir koğuşa konmuş ve kendisiyle değil görüşmek ve konuşmak, selamlaşmak bile yasaklanmıştır. 1949 yılında Üstad Afyon hapishanesinden tahliye edildi. İki yıl kadar Emirdağ'da kaldıktan sonra, Isparta'ya yerleşti. Burada yetmiş gün kadar kaldı. Bu arada Gençlik Rehberi'nin Türkçe harflerle basılması nedeniyle gene kendisine bir dava açılmıştır. Duruşmaya katılmak üzere 1952 yılının Ocak ayında Sirkeci'de Akşehir Palas oteline yerleşti. Binlerce kişi Üstad'ı görebilmek için bu davanın mahkemelerine geliyordu. Bir süre sonra dava beraatle neticelendi. 1953 yılında İstanbul'da bir süre kalan Üstad, bundan sonraki yıllarda çeşitli yerlerde ikamet ettikten sonra 1960 senesinde Ankara'ya geri döndü.

Burada şiddetli bir zatürre hastalığına yakalandı ve talebelerine son derslerini verdikten sonra 21 Mart tarihinde Urfa'ya geldi. İpek Palas oteline yerleşti. Burada son günlerini geçiren Üstad, bu hasta haliyle bile yetkililer tarafından yolculuğa çıkartılmak istenmiş, ancak hayata veda ettiği için bu mümkün olmamıştır. Ve hepimizin gönülden sevdiği, hürmet ettiği bu değerli mümin, 23 Mart 1960 tarihinde gece 3.00 de bu hayata veda etmiştir. Ardında bıraktığı şu güzel müjdeyle "Ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılabatı içinde en yüksek ve gür sada, İslamın sadası olacaktır"

Category:

Education

Tags:

License:

Standard YouTube License

Link to this comment:

Share to:
see all

All Comments (3)

Sign In or Sign Up now to post a comment!
  • evet doğru söylüyor islamda demokrasi yoktur laiklik de yoktur demokrasi özgürlük demekse laiklik eğer inanç özgürlüğüyse bunlar bizde zaten vardı uyguladığımız demokrasi ve kanunlar batının kanunlarıdır dışardan evlat edinmişiz hep üzülüyorum neden bu paçavraları aldık bu kafirlerin neden ahlaksızlıklarını aldıkda teknolojilerini almadık neden bilemedik kimseyi taklit ederek o kişi gibi olunamayacağını neden batı ne der acaba diye

    KONUŞ HOCAM HAKLISIN SONUNA KADAR ALLAHMEKANINICENNETEYLESİN

  • SELAM SANA OLSUN EY HOCAM:::SELAM SALAT HZ PEYGAMBERIMIZE OLSUN S.A.V............

  • Selamün aleyküm hocam

    Elerine saglik cok güzel olmus.

    Rabbim yar ve yardimciniz olsun

    hocam mekanin cenetül firdevs olsun

    bizlere daima hak ve hakikatleri anlatin.

Loading...

Alert icon
0 / 00Unsaved Playlist Return to active list
    1. Your queue is empty. Add videos to your queue using this button:
      or sign in to load a different list.
    Loading...Loading...Saving...
    • Clear all videos from this list
    • Learn more