Esat Mahmut Karakurt'un aynı isimli romanından uyarlanan bu 65 tarihli özgün siyah-beyaz filmde dönemin İsviçre büyükelçisinin ölümünü bekleyen kalp hastası genç kızı ,hiçbir zaman etrafındaki güvenlik ordusunu aşamamış,hiçbir yere yalnız başına gidememiş,ve son 7 yıldır babası dolayısıyla bulunduğu İstanbul'a bile bir hayli yabancı kalmıştır.Yıllar önce Ankara'da diplomat olarak görev yapan babası dolayısı ile Ankara'daki Maarif Koleji'nde okumuş olan bu genç kızın Türkçesi de bir o kadar muntazamdır...fakat değişik yıllarda Türkiye'de görev alan babası nedeniyle bulunduğu bu ülkeye dili dışında bir hayli yabancı kalmıştır genç kız .Sürekli gözlem altında geçen ve dışarıdan soyutlanmış yaşamından bu sefer belki de kendisini sonuna yaklaştıran hastalığının verdiği cesaretle kurtulmayı deneyecektir.İlk olarak haftalık muayeneleri dolayısıyla gittiği hastanede görevlilere izini kaybettirerek başlayacaktır bu serüvenine kalan son günlerinde...yalnızlığı ve İstanbul'un güzelliğinin verdiği huzurla bindiği vapurda biletinin parasını isteyen görevliye beş parasız olmasına rağmen umursamazca bakarken,yine kendisi gibi yalnızlığını seven,işinden artan zamanlarda ise sık sık gittiği kınalı adadaki balıkçı lokantasında keyiflenen 'ticaret odası başkanlığı' yapan genç bir adam ödeyecektir parasını...Genç kız bu genç adamı görünce Freud'un bir sözünü anımsarr filmde; "Her kadının şuuraltında bir erkek yaşar. Bu erkeğe rastlayan kadın bütün irade ve dayanma gücünden yoksun kalır."...İkisi de farklı statülerın yüksek mevkilerinde bulunan ve ekonomik açıdan da hiç de sıkıntılı olmayan yaşamlara sahip olmuş bu iki insanın farklı beklentileri birleştirir günlerini...sıkça uğradığı kınalıda'daki balıkçıya genç kızı da davet eder genç adam,kabul eder genç kız ve hiçbir şey konuşmazlar yemek boyunca ama hiçbir şey...birbirleri hakkında hiçbir şeyi bilmeden yaşayacaklardır çünkü o bir tek günü...sadece yemeklerini yerler ve kalkarlar...döndükleri ada iskelesinde bir daha böylesine yalnız kalmasının zor olduğunu bilen genç kız, gittiği yere kendisini de götürmesini ister genç adamdan...
Esat Mahmut Karakurt'un 'meçhul'e olan tutkusuyla devam eder film ve ertesi sabah bir mektup bırakarak gider genç kız. "Ebediyen senin olmanın saadeti içinde senden ayrılıyorum. Beni sakın arama.."der mektubunda genç kız ilk kez beraberliği yaşadığı bu genç adama...
filmin adı kadın isterse
siyahbeyazdevrim 1 year ago