1943 Yılında Ahirete intikal eden Es Seyyid Abdulhakim Bin Mustafa Rahmetullahi Teala Hazretlerine hurmeten hazırlanmıştır.Buyurdular ki;
Zikr ve zikrin tesiri, derin bir denizdir. Onun derinliklerine kimse varamamıştır. Bir dalgalı deryâdır ki, bütün dünyâ onun bir dalgasını bilmiyor. Dünyâyı kuşatan öyle bir bahr-ı muhîttir ki; Onu kavramağa bütün âlemin gücü yetmez. Zikir, zikredenlerin kalplerinde hasıl olan bir hâldir. Söylemesi, yazması, bildirilmesi imkânsızdır.
Hak taâlâyı bilen kimsenin dili söylemez olur. Kelime bulamaz ki, anlatabilsin. Şaşar kalır. Dünyâdan ve insanlardan haberi olmaz. Zikr olunan Allahü taâlâ olduğu gibi zikreden de ancak Odur. Kendini ancak, yine kendisi zikredebilir. Mahlûkların, onu zikretmek haddine mi düşmüştür? Ancak sıfat-ı ilâhiyyesi ile sıfatlanması için, yaratmış olduğu insana kendisini zikretmesini emretmiştir. Herkes yaratılışındaki kabiliyeti kadar o nihâyetsiz ve dalgalı denizden bir şey ile teselli bulur. Veysel Karânî o deryânın bir damlası ile teselli bulmuştur. Cüneyd-i Bağdâdî o denizden bir avuç miktârı ile doymuştur, kanmıştır. Abdülkâdir-i Geylânî, ancak o denizin kenârına varmıştır. Muhiddîn-i Arabî ise, bunun dibinden çıkarılmış bir cevher ile övünmektedir. İmâmı Rabbânî ondan büyük pay almıştır.
Allah kelime-i celâlesini teşkile hizmet eden elif, lâm ve he harfleri, bu muazzam kelimenin işaret ettiği, hiç bir şeye benzemeyen zâtı anlatmağa, âlet ve vâsıtadırlar. Bunları söylemek zikir değildir. Zikir, bu kelimenin neticesi olan bir hâl ve keyfiyettir. Bu kelimeye zikir denmesi mecâzdır. Hakiki mana ile değildir...
Ariflerin reisi, hakikatin rehberi, vasılların senedi, maddî, manevî kemâllerin sâhibi, ilim deryâsı, büyüklerin büyüğü Ziyâeddin Mevlânâ Hâlid Osmaniyyi Bağdâdî'nin kuddise sirruhun bir duâsı ile bitirelim:
Ya Rabbi! O nihâyetsiz yolun yolcusu, ilim sahiplerinin reisi, bu göz ile görülemeyen, akıl ile varılamayan gizli sırların menbaı, insanların anlayamadığı, ancak senin bildiğin büyüklüğün sâhibi, köpüren, dalgalanan manalar deryâsı, maddesizlik, mekânsızlık âleminin reisi, nûrları ile Hindistânı aydınlatan, Serhend şehrini, Mûsâ aleyhisselâma Allahü taâlânın kelâmı geldiği şerefli vâdi gibi yapan Muhammed aleyhisselâmın dininin büyüklüğünün vesikası, keskin görüşlüler meclisinin ışığı, dini bütün olanlar ordusunun kumandanı, düşünülemeyen yüksekliklere erişen, izinde gidenleri de oraya çeken Ahmed Fârûkî'nin gözlerinin nûru hürmetlerine beni affet! Yüzümün karasına bakma! Kendime çok zulmettim. Sayısız kabahatler yaptım. Verdiğim sözü hiç tutmadımsa da, senin afv ve merhamet denizinin sonsuzluğunu düşünerek, râhat ediyorum. Yalnız senin ihsânına güveniyorum. Çünkü Ben afv ediciyim buyuruyorsun.Amin.
tövbe ettim affet yarabbi...
on8ktr 3 years ago 8
çok gzüel ALLAH razı olsun:(((
GOCMEN26 3 years ago 8