-
9 months ago
Nazimin Türküsü- Zülfü Livaneli
Nazım Hikmet, tam adıyla Nazım Hikmet Ran (d. 20 Kasım 1901[1] ya da 15 Ocak 1902[2], Selanik - ö. 3 Haziran 1963, Moskova) Türk şair ve oyun yazar...
38,748 views
OzgurlukEsitlik
uploaded
-
9 months ago
OzgurlukEsitlik
liked
-
-
9 months ago
Gerçekti hayal oldu: YGS
Herkes tatmin oldu, bir biz olamadık. Üniversite gerçekti, hayal oldu.
herkesicinCHP • 32,533 views
OzgurlukEsitlik
liked
-
9 months ago
CHP SEÇİM BİLDİRGESİ-HERKEZ İÇİN CHP-ARKADAŞLAR MUTLU BİR YARIN İÇİN İZLEYİN
ESNAF,ÇİFÇİ;MEMUR,İŞÇİ,ÖĞRENCİ
,AİLE,EMEKLİ.. HERKEZ İÇİN CHP YOKSULLUK KADER DEĞİLDİR :HER YOKSULA MAAŞ EN AZ 600 TL
EMEKLİLİK REFORMU: EMEKLİ MİL...
arif3387 • 647 views
OzgurlukEsitlik
liked
-
9 months ago
Cumhuriyet Halk Partisi - Aile Sigortası Nedir? - CHP Varsa, Herkes İçin Var!
Halkın İktidarında Sosyal Devlet Nasıl Olacak?
Aile Sigortası Nedir?
Bunların cevapları için lütfen seyrediniz!
Genel Başkanımız Sn K. Kılıçdaroğl...
turkland1923 • 2,215 views
OzgurlukEsitlik
liked
-
9 months ago
Cumhuriyet Halk Partisi Çocuk Bütçesi -- Kemal Kılıçdaroğlu -- Herkes İçin CHP!
"Ben Kemal Kılıçdaroğlu. İki kızım, bir oğlum var. Hiçbirini ayırmam. Hangi anne baba ister bir çocuk yerken diğeri baksın? Kim ister biri okurken ...
turkland1923 • 8,144 views
OzgurlukEsitlik
liked
-
10 months ago
CHP'den Gerçekler: Kamyon Şoförünün Gerçekleri
Kamyon şoförünün gerçekleri dokuz yılda hayale döndü. Tünel var ama iş yok, benzin yok. Tüneli ne yapsın kamyoncumuz?
herkesicinCHP • 37,396 views
OzgurlukEsitlik
liked
-
10 months ago
CHP'den KOBİ'lere Faizsiz Kredi
KOBİ'ler ödedikleri vergi kadar faizsiz kredi alacak
CHP iktidarında KOBİ'ler rahat bir nefes alacak
herkesicinCHP • 5,711 views
OzgurlukEsitlik
liked
-
3 years ago
GREAT CHİNA- ÇİNİN İNANILMAZ YÜKSELİŞİ, TAIWAN BELONGS TO CHINA
Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), Asya'da, dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesi. Kuzeyinde Moğolistan, kuzey doğusunda Rusya ve Kuzey Kore, doğusunda Sar...
2,636 views
OzgurlukEsitlik
uploaded
About OzgurlukEsitlik's channel
"Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir. Özgür insan ile köle, patrisyen ile pleb, bey ile serf, lonca ustası ile kalfa, tek sözcükle, ezen ile ezilen birbirleriyle sürekli karşı-karşıya gelmişler, kesintisiz, kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman açık bir savaş, her keresinde ya toplumun tümüyle devrimci bir yeniden kuruluşuyla, ya da çatışan sınıfların birlikte mahvolmalarıyla sonuçlanan bir savaş sürdürmüşlerdir."
''The history of all hitherto existing society is the history of class struggles.
Freeman and slave, patrician and plebeian, lord and serf, guild-master and journeyman, in a word, oppressor and oppressed, stood in constant opposition to one another, carried on an uninterrupted, now hidden, now open fight, a fight that each time ended, either in a revolutionary re-constitution of society at large, or in the common ruin of the contending classes.''
"Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir. Özgür insan ile köle, patrisyen ile pleb, bey ile serf, lonca ustası ile kalfa, tek sözcükle, ezen ile ezilen birbirleriyle sürekli karşı-karşıya gelmişler, kesintisiz, kimi z...
Created by
OzgurlukEsitlikLatest Activity
May 13, 2011Date Joined
Jul 8, 2008About this user
Rıza şehriBir zamanlar bir sufi dünyaya seyahata çıkar. Bir gün yolu, bir kente düşer. Bu kent, şimdiye değin gördüğü kentlere benzemiyordur. Sabah zamanı herkes işine gücüne gitmekte, sessizlik içinde yaşam sürmektedir. Kentin alışılmamış bir düzeni vardır. Sufi kentin bu düzenini görünce şaşar kalır. Öyleki yaklaşıp birine bir şey sormaya cesaret edemez. Karnı acıkmıştır. Kenti gezerken bir fırın görür. Ekmek almak için içeri girer. Fırıncıya para uzatarak ekmek ister. Ama fırıncı hayretle paraya bakar:
― Nedir bu? Biz bunu kaldırmak için yıllarca uğraştık, büyük savaşlar verdik. Anlaşılan sen rıza kentinden değilsin, Dünyalı olmalısın, der. Sufi:
― Evet ben bu kentten değilim diye karşılık verir. Fırıncı:
― Belli oluyor. Dur, öyleyse seni görevlilere teslim edeyim. Onlar seninle ilgilenirler. Bizim kentimizde para pul geçmez, der. Ve sufiyi görevlilere teslim eder. Görevliler önce kendi aralarında tartışırlar. İçlerinden biri:
― Meclise götürelim. Ulular karar versin der. Diğerleri de bu görüşe katılırlar. Bunun üzerine tümü meclisin yolunu tutar. Yol boyu sufi düşünür. İçinden:
― Paranın geçmediği bir kent. Görevliler, ulular meclisi. Ne büyük, ne görkemli yerdir Ulular Meclisi, diye kurar. Neyse bir süre yürüdükten sonra divana varırlar. Ama sufi bu kez iyice şaşırır. Çünkü Divan denilen meclis, hiç de düşündüğü gibi büyük ve göz kamaştırıcı değildir. Düşündüğünün tam karşıtıdır. Sessiz bir köşede küçük bir yapıdır. Yerlere basit kilimler serilmiştir. Ak sakallı ulular, bağdaş kurmuş kentin sorunlarını tartışmaktadırlar. Görevliler uluları selamladıktan sonra:
― Bu Dünyalı kentimize girmiş. Acıkmış. Ekmek almak için bir fırına girmiş. Fırıncıya para vermeye kalkmış. Yabancı olduğunu anlayan fırıncı gelip bize teslim etti. Ne yapalım? diye sorarlar. Ulular:
― Neden buraya getirdiniz? Törelerimizi biliyorsunuz. Konakta bir yere yerleştirin, Aşevine götürün, gerekeni yapın! diye buyururlar.
Bunun üzerine görevliler sufi ile birlikte geri dönerler. Önce Aşevine götürürler. Karnını doyururlar. Sonra konuklar için yapılmış konağa götürürler. Bir odaya yerleştirirler. Sufiye kentte ne yapması, nasıl yaşaması gerektiğini anlatırlar.
― Burada para pul geçmez. Burası rıza kentidir. Rızalıkla her istediğini alır, her istediğini yaparsın derler.
― Yeter ki rızalık olsun. Bunu unutma diye de uyarırlar.
Sufi konağa yerleşir, gezip dolaşır. Rahatı yerindedir. İstediği yerde yiyip içer. Hiç kimse
― Ne arıyorsun?, diye sormaz. Birkaç gün sonra eşyalarını toplar. Kentten ayrılmak ister. Ama görevlileri karşısında bulur. Görevliler:
― Gidemezsin, derler.
― Bu kent rıza kentidir, adı üstünde. Sen buraya rızan ile geldin. Biz de sana yiyecek verdik, yatacak yer sağladık. Bu kentte kaldığın sürece bizden razı kaldın mı? Sufi:
― Kuşkusuz razı kaldım, sağ olun!, diye karşılık verir.
Country
TurkeyCompanies
.Interests
Görevliler:― Şimdi bizim de sizden razı kalmamız gerek. Bu yiyip içtiğin, yattığın günler için çalışman gerek. Sufi:
― Madem ki töreniz böyle çalışayım, der ve kabul eder.Görevliler sufiye yapabileceği bir iş verirler. Konakladığı odadan alıp daha büyük bir eve yerleştirirler. Artık o da rıza kentinin bir insanı olmuştur. Her sabah işine gider; akşama değin çalışıp evine döner. Yavaş yavaş dost, arkadaş edinme çabasına girer. Ama her kiminle konuşmaya kalksa ilk sorulan;
― Sen Dünyalı mısın? olur. Bu kentin insanları kavga, çekememezlik, kendini beğenmişlik gibi tüm kötülüklerden arınmış durumdadır.Böylece günler, aylar geçer. Sufi kenti iyiden iyiye sever. Dünyayı gezme düşüncesinden vazgeçer. Bu kentte kalmaya karar verir. Ama hâlâ yalnızdır. Bir gün yakın bulduğu bir arkadaşına açılır:
― Sizin bu kentte nasıl evlenilir?,diye sorar. Arkadaşı:
― Kentin ortasındaki bahçe var ya, işte orada her cuma günü tanışmak, dost edinmek isteyenler toplanır. Gençler gelirler. Herkes orada beğendiği, anlaştığı biri ile evlenme yolunu arar. Orada tanışırlar. Anlaşırlarsa evlenirler der.
Sufi cuma günü söylenilen bahçeye gider. Kocaman bahçe tıklım tıklım doludur. Türlü giysiler içinde genç kızlar kelebek gibi dolaşmaktadır. Genç kızlar, oğlanlar sohbet etmektedir. Birbirini beğenip anlaşanlar uzaklaşmaktadır. Anlaşamayanlar ayrılıp başkasına yaklaşmaktadır. Sufi olup bitenleri bir süre hayranlıkla izler. Sonra kanının kaynadığı bir kıza yaklaşır. Ama o bacının ilk sorusu:
― Sen Dünya mısın? olur. Sufi aylardan beri bu sözü duymaktan iyiden iyiye bıkmıştır:
― Evet, Dünyalıyım, ne olacak?, diye karşılık verir. Bacı:
― Davranışlarından hemen belli oluyor. Ama alınma zararı yok. Sen ki beni kendine eş seçmek istiyorsun, bu konuda ben de sana yardımcı olurum, davranışlarını düzeltirsin, der.